Doğanın Kalbine
Bazı yerler en iyi yukarıdan anlaşılır. Doğanın Kalbine, Karadeniz'in yüksek otlaklarından denize inen iki dakikalık bir uçuş; dönüp dolaşıp geldiğimiz manzaralardan derlendi.
Elimizdeki tanıtım filmine en yakın şey bu: birkaç mekân, kesintisiz tek bir duygu ve hiç söz yok. Sözler burada.
/ Bu yazıda:
Kısaca
- Süre: 2 dakika 8 saniye
- Manzaralar: Yayla otlağı, sulak alan, orman yolu, deniz yalıyarları
- Ayrıca: Hoynat Adası ve Yason Kilisesi
- Anlatım: Yok
Bir saat arayla iki dünya
Doğu Karadeniz kıyısı dar bir yerdir. Dağlar neredeyse su çizgisinde başlar; kısa bir yolculukla deniz seviyesinden ağaç sınırının üzerindeki açık otlaklara çıkılır. Bu yaz otlaklarına yayla denir; mevsimle birlikte kıyı ile yayla arasında gidip gelmek buradaki hayatın en eski alışkanlıklarından biridir.
Ordu yaylalarıyla bilinir. Aybastı'daki Perşembe Yaylası, yaklaşık 1.500 metrede, üzerinden kıvrıla kıvrıla akan menderesleriyle ünlüdür; Kabadüz'ün üstündeki Çambaşı ise 1.850 metre dolayında, daha da yüksektedir. Bu film, iki dünyayı, otlağı ve denizi, iki dakikalık tek bir nefeste tutma denememiz.
Otlaklarda
Film bir yayla sulak alanında açılıyor; açık çayırın ortasında sığ bir gölet duruyor. Bir koyun sürüsü suyun kıyısında tek bir beyaz çizgi hâlinde ilerlerken çoban yakında bekliyor. Sıradan bir an; havadan bakınca ise bir tablo gibi.
Böyle göletler yaylaların sessiz motorlarıdır. Kar suyunu tutar, yaz boyunca sürüleri sular ve yayladaki bütün canlıları kendine çeker. Yerden bakınca sazları görürsünüz. Yukarıdan bütün deseni: koyu su, parlak ot ve hayvanların aralarında açtığı patikalar.
İnsan bir noktaya, sürü bir fırça darbesine dönüşür. Hikâye ölçeğin kendisi.
/ Parıltı Medya
Çayırdaki sürücüler
Filmin ortası bir grup motosikletliye ait. Drone onları otlak boyunca izliyor, toprak bir yola girdiklerinde arkalarına geçiyor ve yol ağaçların arasına süzülürken yanlarında kalıyor; arkada kat kat tepeler pusun içinde kayboluyor.
Hareket eden bir şeyi takip etmek, drone ile iyi yapılması en zor iştir. İşin sırrı hıza uymak, sonra sürücüyü unutup manzarayı kadrajlamaktır. İnsan bir noktaya dönüşür; o nokta da geri kalan her şeyin ne kadar büyük olduğunu söyler.
Denize iniş
İkinci yarı yaylaları bırakıp kıyıya iniyor. Önce Hoynat Adası beliriyor: koyu mavi suyun ortasında yalnız bir kaya. Ardından dalgaların üzerindeki yeşil burunda Yason Kilisesi'nin taş duvarları geliyor.
İki yerin de bu sitede kendi filmi ve kendi hikâyesi var. Burada ise daha uzun bir yolculuğun son bölümü olarak yer alıyorlar: ottan kayaya, kayadan açık denize.
Neden hiç söz yok?
Filmde ne seslendirme var ne de ekranda yazı. Düşünce, hikâyeyi ölçeğin taşımasıydı. Bir sürü fırça darbesine, bir köy sırttaki bir avuç çatıya, bir ada koca bir kadraja dönüşüyor.
Drone sinematografisinin en iyi yaptığı şey bu ölçek değişimi; bu bölgeyi çekmeye başlamamızın nedeni de bu.
Giderseniz
Yaylalar ilkbahar sonundan sonbahar başına kadar en yeşil hâlinde; yayla şenlikleri temmuzda yapılıyor. Sabahlar açıktır; öğleden sonra çoğu zaman denizden yükselen bulut vadileri doldurur ki bu da başlı başına bir gösteridir. Ağustosta bile yanınıza bir mont alın.
Kaynaklar ve ileri okuma
Diğer
filmler
Mavide Sessiz Bir Ada
Hoynat Adası, Ordu'nun Perşembe kıyısından yüz metre açıkta. Üzerinde deniz kuşlarından başka kimse yaşamıyor; onu değerli kılan da tam olarak bu.
Bir Kütüğün Hayatı: Ağaç Kesiminden Marangozluğa
Yamaçtaki ağaçtan hızar atölyesindeki tahtalara: tek bir kütüğü elden ele izleyen iki dakikalık bir ahşap yolculuğu.
Yason Kilisesi, Ordu
İason ve Argonotların karaya çıktığı söylenen burunda, 19. yüzyıldan kalma taş bir kilise. Tarihi, efsanesi ve havadan görünüşü.